Öz savunma -2: Kendini var etmek

By on 22 September 2021 0 477 Views

”Ben Gül Teorisi diyorum. Gül üzerine düşündüm. Gül, kendini korumak için diken çıkarıyor. Bir Gülün, bir bitkinin bile öz savunması vardır. Öz-savunma için doğaya, tabiata bakmak bile yeterlidir. Bir Gül kadar bile kendimizi öz-savunmaya hakkımız yok mudur ?”

Önder APO

Doğanın tümüyle yaşama eğilimli olduğu şüphe götürmez. Doğada küçükten büyüğe var olan her şeyin özünde yaşama eğilimli olduğu, bütün gayret ve çabanın da bu eksende verildiği bir gerçektir. Doğada birinci ilke; yaşam olduğundan öncelikle kendini var etme her türün çıkış ilkesidir. Yokluk karşısında var olma eyleminde bulunmak ve bunu başarmak temel ilkedir. Canlı var olmayı başarmakla aslında yaşamdan yana eğilimini çok güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Bu gerçeklik doğada felsefenin, bilimin özünde geçerli olan yokluğa karşı var olma, yaşam bulma mücadelesinin amaçsal olduğunu gösteriyor bize.

Bir de şu şekilde yorumlamak daha kavratıcı; doğada bulunan bütün enerji-madde kendini mutlaka koruma eğilimini gösterir. İç yapının öz savunma gözetilerek sisteme kavuştuğunu söylemek mümkündür. Çünkü, kesintisiz bir biçimde değişim-dönüşüm ve hareket sürse de organizmanın yapısında kendisini korumaya dönük bir direniş sürekli mevcuttur.

Değişim-dönüşüm olarak adlandırdığımız olay organizmaların içkin ve aşkın bir şekilde karşılıklı yürüttüğü mücadelenin yarattığı etkileşim, sinerji ve değişimlerdir. Doğada bulunan bir atomdan bitkiye, bir hayvandan insana kadar bütün canlılar varlıklarını sürdürebilmek için kendilerini yaşattıkları doğal bir zorunluluktur. Makro evrenimizde etki-tepki kanununun işlemekte olduğunu kabul etmek durumundayız. Organizmalar varlıklardan bu kanuna uygun olarak konumlanmış gözükmekte.

Doğada öz savunma

Bilmekteyiz ki tüm canlılar yaşadıkları eko-sistemler temelinde bir yapılanma kazanırlar. Yine doğanın çelişki ve çatışması sonucunda ortaya çıkan yaşam mücadelesi olmaktadır. Bu yaşam mücadelesi hem kendi türleri arasında hem farklı türler karşısında hem de değer karşısında yaşamaktadır. Bir de unutulmamalıdır ki doğadaki canlıların birbiriyle iletişim-etkileşim halinde olması karşılıklı bağımlılık ilişkisini ve doğasal dengeyi de oluşturur. Denge içerisinde tam renklerin uyumlu akışı söz konusudur. Karşılıklı bağımlılık ilişkisi içerisinde kimi özgünlükler saklıdır. Buna parça ve bütün ilişkisi diyebiliriz. Kimi örneklerle konuyu daha somut açımlamak mümkündür.

Öz savunma mantığı bilinci içinde başkasına saldırma, başkasının özgürlüğünü elinden alma iradesine hükmetme, gasp etme, imha etme yoktur. Doğadan ihtiyacı kadar alma söz konusudur. Varlığını sürdürebilmenin ihtiyacıdır bu. Doğanın diyalektik dengesi, ilişkisi-iletişimi söz konusudur. Buna simbiyotik ilişki sistemi diyebiliriz. Biraz daha somut örnekleyecek olursak; mevsimsel olan sayısız bitki türü, polenlerini havaya bırakarak ve rüzgarın esintisiyle yayılım gösterirler. Kimi bitkiler ise tohumların güçlü bir zarla (mide asitine karşı dayanaklı) kaplayarak ve genelde çekici dokuyla sarmalayarak devamlılığını sağlamaya çalışır. Bitki tohumunu meyvenin içine saklar, hayvanlar meyveyi yer, tohum hayvanın midesine girer, midedeki aside karşı zar çekirdeği korur. Tohum organizmanın doğal yollarla işleyen sağaltım yollarından geçer ve dışarı atılır. Sonuçta toprağa düşen o tohum yeşerme zamanı geldiğinde kökünü salar, filizlenir ve büyümeye yüz tutar.

Birçok tohum cinsinin zarı, uzun yıllar çekirdeği soğuk ve sıcaktan veya farklı baskılardan koruma çetinliğine sahipler. Bazı bitki türlerinde ise; hem tohum yoluyla hem de eşeysiz  üreme yoluyla yayılma ve sürekliliğini korumaya gidildiği görülür. Yine çölde yetişen ağaçlar çok az suyla yetinmesini öğrenmiş, güneşin kızgın ışınları karşısında kabuğu sıcağa koşullandırarak varlığını korumayı başarmıştır. Daha ılınan bölgelerde ağaçlar ona göre koşullanırken sert ve soğuk bölgelerde de koşullara göre adaptasyonunu sağlar. Yani gezegenlerimizde yedi ana kara parçasında yeşeren milyonlarca ve belki de milyarlarca bitki çeşitlerinin cinslerinin tamamında öz savunma mekanizmasını bulabilmek mümkündür.

Hayvanlar aleminde öz savunma

Hayvanlar alemindeki öz savunma mekanizmasının zenginliği hayretlere düşürmektedir. Örneğin; deniz anası kendine karşı herhangi bir tehlike sezdiğinde etrafına zehirli bir sıvı bırakır. Elektrik balığı elektrik dalgalarını yayar. Testere balığı sivri dişli testeresiyle ölümcül darbeler indirir saldıran tarafa. Kimi balık cinsleri ise sürü halinde hareket eder. Kanatlı hayvanların en belirgin savunma mekanizmaları kanatlarını kullanabilme yeteneğine sahip olmaları ve havada uçmalarıdır.

Genelde tekil hareket eden ve sürü halinde hareket eden hayvan türlerini karada da görmek mümkün. Yılanlar, akrepler, bukalemunlar, pireler, kaplumbağalar, ayılar, aslanlar vb. hayvan türlerinin tekil olarak yaşamını sürdürdüğüne, doğurarak ya da yumurtlayarak çoğaldıklarına tanık oluruz. Antilop, fil, koyun, kanguru, gergedan, geyik, maymun vb. türlerin ise sürü tarzıyla ve doğurganlık ile (eşeyli üreme) yaşamlarını sürdürme ve devamlılığını koruma altına aldıkları gözlenir.

Değinilmesi gereken bir diğer nokta ise, türlerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için en gerekli olan davranışları etkileyen fiziksel özelliklerin genetik olarak birbirine geçmesi durumudur. Bazı türlerin yaşamlarını sürdürebilmelerine yardımcı olan fiziksel uyuma da taklitçilik denir. Türlerin doğal çevrelerinde başka bir şeye benzemek için renk ve biçim değiştirmelerine aldatıcı taklitçilik denmektedir. Örneklersek; etraftan gelebilecek herhangi bir saldırıya maruz kalmamak için kar tavşanının derisi yazın kahverengiye, kışın ise beyaza dönüşür. Bu özellik tavşana yaşamını daha iyi sürdürme şansı tanır. Peygamber devesi (bir tür çekirge) yediği bitkilerin rengini alır, veya bulunduğu dalından rengini alarak bir parçasıymış gibi görüntü verir.

Zeryan Faraşin

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *